Kantemiroğlu’nda Perde, Makam ve Terkibler
Haziran 2022. Müzik Kültürüne Dair Çeşitli Görüşler
Özet
Türk mûsikîsi nazariyât tarihinde ikinci dönem olarak kabul edebileceğimiz XVII-XX. asır, oldukça önemli bir yere sahiptir. Bu dönemin en önemli temsilcilerinden biri olan Kantemiroğlu (1673-1723), Kitab-ı İlmü’l-mūsikî alâ vechi’l-hurūfat (Mûsikiyi Harflerle Tespit ve İcrâ İlminin Kitabı) isimli kitabıyla Türk mûsikîsi nazariyesine önemli katkılarda bulunmuştur. Usûl, makâm, terkîb gibi pek çok nazarî konuları ele almasının yanında kendi icat ettiği nota ile XVI-XVII. asra ait saz eserlerini yazıya dökmüştür. Çalışmada Kantemiroğlu’nun perde, makâm ve terkîb anlayışı üzerinde durulacaktır. Türk mûsikîsinin, geleneğe bağlı bir mûsikî olmasından dolayı perde ve makam kavramının XVII-XVIII. asırdan Arel-Ezgi nazariyesine kadar asılda neyi ifade ettiğini anlamak bu mûsikîyi öğrenme konusunda önemli bir adım olacaktır.
Kantemiroğlu’nda Perdeler
Kantemiroğlu’nda perdeler iki sınıfa ayrılmıştır. Bunlar; “Temâm” yani “Tam” ve “Nâ-Temâm” yani “Nîm” perdelerdir. Sazda kullanılmak için; tam perdeler 16, nîm perdeler ise 17 olmak üzere toplamda 33 adet perdenin ismini vermiştir. Kantemiroğlu bunun yanında, ismini verdiği perdelerin dışında perdelerin de olduğunu çünkü mûsikînin sınırsız olduğunu ifade etmiştir. Saza yerleştirilen perdeler aslında belli sayıdadır. Seslerin nerme1 ve tîze yürüyüşlerinde nîm perdelerin sayısı daha da artmaktadır.
Sazdaki perdeler, nermden tîze doğru aşağıda tabloda verilmiştir. Perdeler arasındaki mesafelerin anlaşılması için ayrıca tabloya aralıklar eklenmiştir.2
Kantemiroğlu’na göre tam perdeler, tîzden nerme ve nermden tîze gidilirken diklik-pestlik yönünden değişmezler. Bu durum Kantemiroğlu’nun bulunduğu zamanda tam anlamıyla geçerli olsa da sonraki asırlarda ırâk, segâh ve sekizlilerinin makam nağmesine göre diklenip pestlendiğini de hatırlatalım. Nîm perdeler ise nermden tîze ve tîzden nerme gidilirken farklı ses verirler ve farklı makamlara hizmet ederler. Örnek verecek olursak; nevâ ile hüseynî arasında bayâtî ve hisâr olmak üzere iki nîm perde vardır. Bu perdelerin her biri başka bir makama/terkîbe aittir. Bayâtî; Bayâtî’ye, hisâr ise Hisâr nağmesine aittir.
Yukarıdaki tablo dikkatle incelendiğinde bazı iki tam perdenin arasında iki, bazı iki tam perdenin arasında ise bir nîm perde bulunduğu görülecektir. Bu 17’li denilen sistemin özelliğidir. Bu sisteme göre bir Tanîni aralığında iki, bir mücenneb aralığında ise bir nîm perde bulunur. Yine tablo dikkatle incelenecek olursa bazı Tanîni aralıklarında veya bazı iki tam perde arasında nîm perde bulunmadığı anlaşılacaktır. Burada nîm perdelerin bulunmama sebebi, o dönemde bu perdeleri kullanan makam veya terkîbin olmamasından kaynaklanmaktadır. Mesela; 17’li sisteme göre yegâh ile aşîrān arasında iki nîm perdenin olması gerekliydi. Tîz sekizlisinde bayātî ve hisār isimleri olmasına karşın nerm sekizlide nerm bayātî ve nerm hisār isimleri verilmemiştir. Çünkü bu perdeleri kullanan Şedd-i Arabân, Tarz-ı Cihân vb. terkîbler o dönemde henüz icat edilmemiştir. Bu sebeple kullanılmalarına da gerek yoktur. Benzer durum râst-dügâh ve gerdâniyye-muhayyer tam perdelerin arasındaki nîm perde için de geçerlidir. Kantemiroğlu, râst-dügâh ve gerdâniyye-muhayyer tam perdeleri arasına iki nîm perde yerleştirmesi gerekirken sadece bir perdenin ismini vermiştir. Bunlar; zengûle ve şehnāz’dır. Zengûle ve şehnāz’dan daha pest bir nîm perdenin kullanılmama sebebi yine o dönemde bu perdeleri kullanan bir terkîbin var olmamasıdır. Kürdîli Hicâzkâr, Tarz-ı Nevîn vb.
Kantemiroğlu tabloda verilen nîm perdelerin dışında başka perdelerin varlığını da cümleleri arasında ifade etmiştir. Çünkü daha önce de belirttiğimiz gibi nîm perdeler; nermden tîze ve tîzden nerme hareketinde farklı ses vermektedirler. Aşağıda örneklerle bunu açıklamaya çalışalım:
İki tam perdenin arasında iki nîm perde bulunduğunda bunlardan biri tîz tam perdeye diğeri ise nerm tam perdeye yakın bulunmaktadır. Mesela çargâh ile nevâ arasında bulunan sabâ ve uzzâl (hicâz) nîm perdelerini ele alalım. Çargâhdan tîze çıkılırken basılan nîm perde sabâ, nevâ perdesinden nerme inilirken basılan nîm perde uzzâl (hicâz)dir. Aynı durum iki tam perde arasında bulunan bir nîm perde için de geçerlidir. Fakat burada Kantemiroğlu, tîze yakın nîm perdelerin hepsine isim vermemiştir. Bu isimsiz perdelere, “tetimme-i perde” demiştir. Bunlar ismi olan nîm perdelere göre biraz daha dik seslendirilmekte ve bugünkü anlayışa göre yeden perde sıfatıyla kullanılmaktadır. Meselâ;
Aşîrân ile ırâk tam perdeleri arasında “acem-aşîrān” nîm perdesi vardır. Aşîrân perdesinden tîze çıkarken acem-aşîrân perdesi basılır. Irâk perdesinden nerme inerken ise ırâk perdesini tamamlayan nîm perdeye basılır. Bugün bu perdeye “dik acem-aşîrân” denilmektedir.
Irâk ile râst perdesi arasında “rehâvî (-i cedîd)” bugünkü adıyla “geveşt” nîm perdesi bulunur. Bu perde râst perdesine yakındır. Irâk perdesine yakın olan nîm perdenin ise adı yoktur.
Râst ile dügâh arasında “zengûle” perdesi vardır. Bu perde dügâh perdesine yakındır ve dügâhdan nerme inerken kullanılır. Zengûle perdesinden daha pest veya râst perdesine yakın nîm perde yoktur. Çünkü bu perdeyi kullanan bir terkîb veya makam o dönem için bulunmaz. Kantemiroğlu buradaki nîm perde için “sabâ perdesinin şeddi” demiştir. Nâsır Abdülbâkî Dede bu perdeyi; “şûrî” olarak tanımlamış (Başer, 2013, s. 95), 24’lü sisteme geçilince ise adı “nîm zengûle” olmuştur.
Dügâh ile segâh arasında “nihâvend (kürdî)” nîm perdesi vardır. Bu perde dügâh perdesine yakındır ve dügâhdan tîze çıkarken kullanılır. Segâh perdesinden nerme giderken kullanılan nîm perdenin ismi yoktur. Bu perde Segâh makâmının karar perdesi olan segâh perdesinin tamamlayıcısıdır. Kantemiroğlu, bazılarının bu perdeye “mâye” dediklerini ve Geveşt denilen terkîbin burada oluştuğunu yazmıştır. Bugün bu perdeye “dik kürdî” denilmektedir.
Segâh ile çargâh arasında “bûselik” perdesi vardır. Bûselik perdesi, çargâh perdesine daha yakındır. Çargâhdan nerme inerken kullanılır. Eğer uzzâl perdesinden bu perdenin alanına gelinirse o zaman bûselikden biraz daha dik olan “nişâbûr” perdesi basılır. Segâhdan tîze çıkarken kullanılan nîm perde ise “rehâvî-i atîk”dir. Segâh ile çargâh arasında kullanılan nîm perdeleri pestten dike sıralarsak; rehâvî-i atîk, bûselik ve nişâbûr perdeleri ortaya çıkmaktadır.
Çargâh ile nevâ tam perdeleri arasında “sabâ” ve “uzzâl (hicâz)” nîm perdeleri bulunur. Sabâ; çargâh perdesine, uzzâl ise nevâ perdesine yakındır. Yani sabâ; pest, uzzâl ise diktir. XIX. asırdan itibaren uzzâl perdesine; hicâz, 24’lü sistemde sabâ perdesine ise “nîm hicâz” denilmektedir.
Nevâ ile hüseynî arasında “bayâtî” ve “hisâr” perdeleri bulunur. Bayâtî; nevâya, hisâr ise hüseynî perdesine yakındır. Bugün 24’lü sistemde bayâtî ismi kullanılmamakta onun yerine “nîm hisâr” ismi tercih edilmektedir. Hüseynî ile evc arasında “acem” perdesi vardır. Bu perde acem-aşîrân perdesinin tîz sekizlisidir ve hüseynî perdesine yakındır. Evcden nerme giderken kullanılan perde ise evc perdesinin tamamlayıcısıdır. Buna bugün “dik acem” denilmektedir.
Evc ile gerdâniyye arasında “mâhûr” perdesi vardır. Bu perde, rehâvî (geveşt) perdesinin tîz sekizlisidir ve gerdâniyye perdesine yakındır. Evc perdesine yakın nîm perdenin adı yoktur.
Gerdâniyye ile muhayyer arasında sadece “şehnâz” perdesi vardır. Bu perde zengûle perdesinin tîz sekizlisidir. Gerdâniyye perdesine yakın olan nîm perdenin ismi yoktur. Bunun sebebi daha önce de belirttiğimiz gibi o dönemde bu perdeyi kullanan bir terkîb veya makamın olmamasıdır. 24’lü sisteme geçilince perdenin adı “nîm şehnâz” olmuştur.
Muhayyer ile tîz segâh arasında sadece “sünbüle” nîm perdesi vardır. Bu perde nihâvend (kürdî) perdesinin tîz sekizlisidir ve muhayyer perdesine yakındır. Dügâh ile segâh arasında olduğu gibi tîzindeki tam perdeye yakın nîm perde ismi yoktur. Kullanılan nîm perde ancak tîz segâh perdesinin tamamlayanıdır. Bugün bu perdeye “dik sünbüle” denilmektedir. Bundan sonraki perdeler nerm sekizlilerinde bulunan perdelerle aynı isme sahiptirler.
Kantemiroğlu, perdeler arasında dügâha ayrı bir önem vermektedir. Ona göre dügâh, pek çok makam ve terkîbin karar yeridir ve bütün tam perdelerin kutbu yani merkezidir. Karar perdesi bulunmayan bir makamın her halükârda bu perdeye gelerek karar vermesi gereklidir. Dügâh perdesi bütün mûsikînin dergâhı ve ölçü yeridir. Bir hanende nağmesine başlamadan önce içten içe kendini yoklar. Sesin sınırını gücünü ve nefesinin miktarını ölçerken dügâh perdesini kıyas alır.
Sazda kullanılan perdelerin Bolâhenk âhenge göre portede görünümü aşağıdaki gibidir. Tam perdelere büyük, nîm perdelere küçük harfle başlanmıştır.3
Kantemiroğlu’nda Makam Kavramı
Kantemiroğlu, verdiği perdelerin bütün mûsikîyi ifade edebileceğini, nağmelerin, makamların ve terkîblerin bu perdelerle icra edilebileceğini yazmaktadır. Kantemiroğlu’na göre makam iki türlüdür. Bunlardan biri “Müfred” diğeri ise “Mürekkeb”dir.
Müfred makam, sekiz tam perde arasından herhangi birini kendi perde çemberine esas veya merkez (kutb) olarak alıp gerek tîzden nerme gerek nermden tîze doğru hareketiyle kutb edindiği perdenin makamı olduğunu kendi başına gösteren, diğer makamlardan şüpheye yer bırakmayacak şekilde ayrılan, bu perdelerle meydana gelen terkibleri kendine tabi ettiren ve kendine mahsus karar yerine vardıktan sonra icrasını tamamlayan makamdır.
Mürekkeb makam ise iki, üç veya dört makamdan meydana gelmektedir. Birkaç makamın perdelerini karıştırıp seyrettikten sonra kullandığı makamlardan birinin karar perdesine gelerek orada kalmaktadır.
Kantemiroğlu’nda Müfred makamlar önemli bir yere sahiptir. Çünkü bu makamlar sayesinde Mürekkeb Makamlar ve Terkîbler oluşmaktadır. Müfred makamlar, kendi başlarına bir bütünlük oluşturan ve diğer makamlardan şüpheye yer bırakmayacak şekilde ayrılan özel seyirlerdir. Seyirde tam ve nîm perdeler kullanılır. Nermden tîze doğru; ırâk, râst, zengûle, dügâh, kürdî, segâh, bûselik, çargâh, sabâ, uzzâl, nevâ, bayâtî, hisâr, hüseynî, acem, evc, gerdâniyye ve muhayyer perdeleri makam sahibidir. Müfred makam isimlerinde belirleyici olan o makama özel kullanılan veya merkez alınan perdedir. Bir perdenin merkez alınması, merkez alınacak perdenin nerminde ve tîzinde kendisiyle beraber en az üç perdenin bulunması ve karar perdesinin olması seyirde esastır. Bu sebeple makamlar ırâk perdesinden itibaren başlamaktadır. Yegâhın nerminde başka bir perde yoktur. Aşîrânın nerminde ise sadece yegâh perdesi bulunmaktadır. Bu sebeple bu perdelerin makam sahibi olma gücü yoktur. Aşîrân perdesi makam sahibi olamadığından bütün gücünü hüseynî perdesine vermiştir. Aşîrân perdesi ancak ve ancak diğer makam veya terkiblerle birleşerek bir karargâh yeri olabilir. Kendi başına bir makama sahip olması mümkün değildir. Muhayyer perdesinden daha tiz olan tam perdelerden; tîz segâh, tîz çargâh ve tîz nevâ, nim perdelerden; tîz bûselik tîz uzzâl, tîz sabâ, tîz bayâtî perdelerinin kendilerine ait bir makam oluşturamayacağı da belirtilmiştir. Bunlar ancak nerm sekizlilerindeki perdelerin makamlarıyla isimlendirilebilmektedir.
Kantemiroğlu tam ve nîm perdelere ait makamları açıklarken nermden tiz perdelere doğru bir sıralama yapmıştır. Her makamın açıklamasında üç ana başlık bulunmaktadır. Birincisinde makamın asıl seyri anlatılır ve önemli perdeler belirtilir. Bu “Teşrîh-i Makam”dır. İkincisinde makamın genişlemesi yani tîzde ve nermde hangi perdeleri kullanabileceği açıklanır. Bu da “Hükm-i Makam”dır. Son olarak da müfred makama bağlı olan mürekkeb makamlardan veya terkiblerden bahsedilir.
Bütün makam ve terkîblerin karar verebileceği yedi adet perde vardır. Bunlar; aşîrân, ırâk, râst, dügâh, segâh, bûselik, çargâh ve uzzâldir. Bûselik ve uzzâl perdeleri sadece bir makam ve terkîbe ev sahipliği yaparlar. Bûselik; Nişâbûr’a, uzzâl ise Hüzzâm (Hüzzâm-ı Kadîm) terkîbinin yeridir. Diğerleri ise pek çok makam ve terkîbin karargâhıdır.
Makamların Sınıflandırması
Kantemiroğlu düşüncesinde makamlar, kendi seyirlerinde ortaya çıkardıkları esas perdeye göre isimlendirilirler. Irâk perdesinden muhayyer perdesine toplamda 10 adet tam perdeye ve tam perdelerin arasında bulunan 9 nim perdeye ait Müfred makam oluşmaktadır. Müfred makamlar toplamda 19 adettir. Bunun dışında nîm perdelere ait Mürekkeb makamlar vardır. Onların adedi ise 5’dir. Makam adı altında toplam 24 isim vardır.
Kantemiroğlu, tam ve nim perdelere ait makamları kendi içinde sınıflara ayırmıştır:
1. Tam Perdelerin Makamları (Makâmât-ı Perdehâ-yı Temâm)
a. Nermde oluşan tam perdelerin makamları
b. Tîzde oluşan tam perdelerin makamları
2. Nîm Perdelerin Makamları (Makâmâti’n Nısfi’l Perdehâ)
a. Nermden tîze giderken kullanılan nîm perdelere göre makamlar
b. Tîzden nerme giderken kullanılan nîm perdelere göre makamlar
c. Mürekkeb makamlar
Tam perdelerin makamları toplamda 10 adettir. Nerm perdelerde oluşan yani seyrini nerm perdelerde duyuran tam perdelerin makamları; Irâk, Râst, Dügâh, Segâh, Çargâh, Nevâ ve Hüseynî’dir. Tîz perdelerde oluşan yani seyrinin ilk hareketini tîz perdelerde meydana getiren tam perdelerin makamları ise; Evc, Gerdâniyye ve Muhayyer’dir.
Nim perdelerin makamları toplamda 9 adettir. Kantemiroğlu nîm perdelerin pestlik diklik durumuna bir sıralama yapmış; nermden tîz perdeye çıkarken ve tîzden nerm perdeye inerken değişen nîm perdelerin makamlarını buna göre sınıflamıştır. Nermden tîz perdeye giderken kullanılan nim perdelere göre makamlar; Kürdî, Sabâ, Bayâtî ve Acem’dir. Tîzden nerm perdelere giderken kullanılan nim perdelere göre makamlar ise; Şehnâz, Hisâr, Uzzâl, Bûselik ve Zengûle’dir.
Tam Perdelerin Makamları
Nermde Oluşan Tam Perdelerin Makamları
Irâk
Irâk, nerm ve tam perdelerin makamlarındandır. Kendi perdesini merkez alır. Seyre yegâh veya dügâh perdesinden de başlasa ırâk perdesinde karar verir. Makam, tam perdeleri kullanarak isterse tîz hüseynîye kadar seyrini genişletebilir. Irâk makamına bağlı kullanılan terkîbler; Sultânî Irâk, Muhâlif-i Irâk, Râhetü’l-ervâh ve Rû-yi Irâk’dır. Kullanılmayan terkibler ise; Zîrkeş Hâverân, Beste-Isfahân, Mûsikâr’dır.
Râst
Râst, tam ve nerm perdelerin makamlarındandır. Merkez perdesi râsttır. Seyre kendi perdesinden başlar, nerme ve tîze doğru üç perde kullanarak kendini göstermektedir. İsterse seyrinde tîzde tîz hüseynî ve nermde yegâh perdesine kadar genişleyebilir. Râst makamına bağlı olan mürekkeb makamlar; Mâhûr, Pencgâh, Nikrîz’dir. Kullanılan terkîbler; Nihâvend, Büzürg, Selmek, kullanılmayan terkibler ise; Sâzkâr, Türkî Hicâz, Bayâtî Hisâr ve ismi olup cismi olmayan makam Rehâvî’dir. Bu makam ve terkîbler her ne kadar seyre başka makamlardan da başlasalar Kantemiroğlu’na göre râst perdesinde karar verdikleri için Râst makamına bağlıdırlar.
Dügâh
Kantemiroğlu Dügâh makamı açıklamasında, kendi döneminde süren bir tartışmayı da açıklama gereği duyar. Dönemin bazı mûsikîcileri Dügâh makamının olmadığını ileri sürerken bazısı da maddesiz bir şube olduğunu ve çok dar bir seyre sahip olduğu için bu makamda bestelenen bir eser olmadığını savunmaktadır. Kantemiroğlu, dügâh perdesinden çıkan makamın Uşşâk olduğunu ve bunun Dügâh’dan hiçbir farkı olmadığını sert bir üslupla yazıya döker. Burada bahsi geçen Dügâh, Beste-i Kadîm’lerde kullanılan Eski Dügâh’dır. Dügâh veya Uşşâk, dügâh perdesini merkez alarak tam perdelerle seyretmektedir. Dügâhda karar veren makamlar: Uşşâk, Nevâ, Hüseynî, Muhayyer, Gerdâniyye, Sünbüle, Şehnâz, Acem, Hisâr, Bayâtî, Uzzâl, Sabâ, Bûselik, Kürdî ve Zengûle’dir. Dügâhda karar veren ve kullanılan terkîbler; Isfahân, Hicâz, Mâye, Vech-i Hüseynî, Arazbâr, Baba Tâhir ve Sultânî Irâk, kullanılmayan terkîbler; Zîr-efken, Kûçek, Nevrûz, Hisârek, Nevrûz-ı Rûmî, Sipihr, Rekb, Nihâvend-i Rûmî, Muhâlifek, Gerdâniyye-Bûselik, Nevâî Uşşâk, Zâvil, Nevâ-yı Acem, Hicâz-ı Muhâlif, Çargâh-ı Acem, Hûzî ve Gül’izâr’dır.
Segâh
Nerm ve tam perdelerin makamlarındandır. Merkez perdesi segâhdır. Seyre kendi perdesinden başlar, nerme ve tîze doğru üç perde kullanarak kendini göstermektedir. Tam perdeleri kullanarak tîz hüseynîye ve yegâh perdesine dek genişleyebilir. Makamın iki karargâhı vardır. Biri kendi perdesi diğeri ise dügâh perdesidir. Dügâhda karar verdiğinde Mâye denilen terkîb oluşur. Segâh makamına bağlı sûreta makam; Bestenigâr, terkîb ise Geveşt’dir.
Çargâh
Nerm ve tam perdelerin makamlarındandır. Kendi perdesini merkez alarak nerme ve tîze doğru üç perde ile kendini göstermektedir. Makam seyir açısından çok dar bir alana sahiptir ve terkîblerle pek uyuşamaz. Makam, kendi perdesi dışında ne başka makamın karargâhına varmak ister ne de başka makam veya terkîbler gelip çargâh perdesinde kalmak ister.4 Bu yüzden bu makama ait az beste vardır. Kantemiroğlu makamı tam perdelerin makamları arasına yerleştirse de verdiği örnek bestelerde evc yerine acem perdesi kullanılmıştır.
Nevâ
Nerm ve tam perdelerin makamlarındandır. Merkez perdesi dügâhdır. Seyrine bu perdeden başlar ve nevâ perdesine gelerek kendini duyurur. Tîz perdelerden seyre başlasa bile nevâ perdesini merkez alarak nerminde ve tîzinde bulunan üç perdede dolaşıp kendini gösterir. Seyirde tîz hüseynîye ve yegâh perdesine kadar genişleyebilmektedir. Makamın üç karargâhı vardır. Biri kendi perdesi dügâhdır. Diğerleri nevâ ve aşîrân perdesidir. Nevâ asma karardır. Aşîrân perdesinde ise Nühüft veya Nevâ-Aşîrân denilen terkîb oluşur. Makama tâbi olan ve kullanılan terkîbler; Arazbâr, Baba Tâhir ve Gerdâniyye, kullanılmayan terkîbler ise; Nevâî Aşîrân, Nevâî Uşşâk ve Sultânî Nevâ’dır.
Hüseynî
Nerm ve tam perdelerin makamlarındandır. Dügâh perdesinden seyre başlar tam perdelerle kendi perdesine gelerek kendini icra eder. Yine tam perdelerle dügâha gelerek karar verir. Makam, tîz hüseynîye kadar genişleyebilir. Kantemiroğlu’na göre Hüseynî makamı, tam perdelerin makamları arasında üstün olanıdır ve bütün makamlar arasında en yücesidir. Bütün makam ve terkîbleri kendine bağlamaktadır. Hüseynî perdesi, aşîrân perdesinin elinden bütün makamlık meziyetini almıştır. Aşîrân perdesi makam sahibi olamadığından bütün gücünü hüseynî perdesine aktarır. Kantemiroğlu, nîm perdelerden çıkan bütün makamların Hüseynî makamından doğduğunu iddia etmektedir. Makamı oluşturan nim perdenin kaldırılıp yerine tam perde konulmasıyla hepsinin Hüseynî’ye dönüşeceğini, aralarında sadece Bayâtî’nin bunlardan farklı olduğunu çünkü bayâtî perdesi yerine hüseynî perdesi konulduğunda makamın Nevâ’ya dönüşeceğini ifade etmektedir.
Tîzde Oluşan Tam Perdelerin Makamları
Evc
Tîz ve tam perdelerin makamlarındandır. Evc perdesinin tîzinde ve nerminde olmak üzere üç perdeyle kendini gösterir. Irâk perdesine gelerek orada karar verir. Evc, tîz perdelerle icra edilen Irâk makâmıdır. Seyirde hüseynî yerine acem perdesini de kullanabilir. Bu durum Kantemiroğlu’na göre, Evc makamını evc üzerindeki Irâk makâmından ayırır.
Gerdâniyye
Tîz ve tam perdelerin makamlarındandır. Seyrine gerdâniyye perdesinden başlar tam perdelerle dügâh perdesine gelerek orada karar verir. Kantemiroğlu, Arazbâr ve Baba Tâhir terkîblerinin Gerdâniyye makâmından ayırt etmenin güç olduğunu fakat dikkatlice dinlenirse Arazbâr’ın Bayâtî makamına, Baba Tâhir’in ise Gerdâniyye makamına daha yakın olduğu açıklanmıştır.
Muhayyer
Tîz ve tam perdelerin makamlarındandır. Hüseynîden seyre başlar ve muhayyer perdesine geldikten sonra üç perde ile kendini gösterir. Daha sonra dügâh perdesine inerek orada karar verir. Seyirde tîz hüseynîye ve aşîrân perdesine kadar genişleyebilmektedir. Muhayyer makamını diğerlerinden ayıran iki özelliği vardır. Bunlardan biri seyrine her zaman hüseynî perdesinden başlamasıdır. Diğeri ise tîz perdelerde gezinip hüseynî perdesine geldikten sonra çoğu kere çargâh perdesine atlaması ve sabâ perdesini biraz okşamasıdır. Böylece makam kendini tam olarak göstermektedir.
Nîm Perdelerin Makamları
Nermden Tîze Giderken Oluşan Nîm Perdelerin Makamları
Kürdî
Nihâvend perdesi etrafında tîzden nerme ve nermden tîze üç perde ile kendini göstermektedir. Seyre râst perdesinden başlar. Nihâvend ve acem nîm perdelerini kullanarak gerdâniyye perdesine kadar çıkar, tîz perdelerde gezindikten sonra aynı perdelerle râst perdesine iner ve dügâh perdesinde karar verir. Makamın iki karargâhı vardır. Dügâh perdesi kendi karar yeridir. Râst perdesinde karar verdiğinde Nihâvend terkîbi oluşur. Kantemiroğlu bir açıklamada bulunarak Nihâvend’in de makam namı ile isimlendirilmesine ruhsatı olduğunu yazmıştır.
Sabâ
Seyrine dügâh perdesinden başlar. Tam perdelerle kendi perdesine gelir. Oradan tîz hüseynîye kadar tam perdeleri kullanarak genişleyebilir. En sonunda dügâh perdesine gelerek karar verir. Seyirde acem perdesini kullanma ruhsatı vardır. Kullanılan terkîblerden kendisine uyan Isfahân’dır. Kullanılmayan terkîblerden ise; Nigâr, Zîrkeşîde, Zemzem(e) ve Hümâyûn, eski edvar kitapları tariflerine göre Sabâ’ya uygunlardır.
Bayâtî
Seyrine dügâh perdesinden başlar. Nevâ perdesine gelerek orada biraz kalır ve ardından bayâtî perdesine basar. Evc perdesiyle tîz hüseynîye kadar ve nermde yegâh perdesine kadar seyri genişletebilir. En sonunda dügâh perdesinde karar verir. Makamın acem perdesiyle hareket etme ruhsatı vardır. Fakat acem perdesiyle hareket edildiğinde Arazbâr terkîbi ortaya çıkmaktadır.
Acem
Seyrine dügâh perdesinden başlar. Tam perdeler ile hüseynî perdesine gelir ve kendi perdesini duyurarak kendini gösterir. En sonunda dügâh perdesinde karar verir. Seyirde tîz hüseynîye ve yegâh perdesine kadar genişleme gösterebilir. Makamın üç karargâhı vardır. Dügâh perdesi kendi yeridir. İkincisi acem perdesidir. Buraya asma karar denilir. Üçüncüsü acem-aşîrânı perdesidir. Burada Acem-Aşîrânı terkîbi oluşur.
Tîzden Nerme Giderken Oluşan Nîm Perdelerin Makamları
Şehnâz
Seyrine muhayyer perdesinden başlar. Oradan şehnâz, evc (dik acem), hüseynî, nevâ, uzzâl (hicâz), segâh (dik kürdî) perdelerini kullanarak dügâha iner ve karar verir. Yegâh perdesine inmek isterse zengûle veya râst perdesini kullanır. Kantemiroğlu, Hind edvâr kitaplarında tîze doğru çıkışlarda şehnâzın yanında gerdâniyye perdesinin de kullanıldığını yazmaktadır. Bugünkü kullanım şekli de böyledir.
Hisâr
Seyrine dügâh perdesinden başlar. Çargâh, hisâr, hüseynî perdeleriyle kendini gösterir ve aynı yoldan dönerek dügâhda karar verir. Makam, Şehnâz ile uyum içindedir ve seyrinde mutlaka Şehnâz nağmesini duyurur.
Uzzâl
Seyrine dügâh perdesinden başlar. Segâh (dik kürdî), uzzâl (hicâz), nevâ, hüseynî ve evce oradan isterse gerdâniyye veya şehnâz perdesiyle tîz uzzâl ve tîz hüseynîye kadar genişleyebilir. Aynı yoldan dönerek dügâh perdesinde karar verir. Dügâh perdesinden daha nerm perdelere inmek isterse ister zengûle ister râst ile nerm uzzâle kadar gelebilmektedir. Kullanılan terkîblerden; Hicâz ve başlangıç sesi ile Isfahân bu makâma bağlıdır. Kullanılmayan terkîblerden; Nevrûz, hareket başlangıcı sebebiyle Türkî Hicâz ve Nevrûz-ı Rûmî, Hüzzâm, Zemzeme, karar biçimi yüzünden Nihâvend-i Kebîr, başlangıç sesi ile Bahr-i Nâzik, hareket başlangıcı ile Hicâz-ı Muhâlif ve başlangıç sesi ile Mûsikâr, Uzzâl makamına bağlıdırlar.
Bûselik
Seyrine dügâh perdesinden başlar. Bûselik perdesiyle çargâha çıkarak kendini gösterir. Tîzlere ve nermlere genişlemesi tıpkı Hüseynî makamı gibidir. Tîz hüseynîye ve yegâh perdesine kadar gidebilir. En sonunda dügâh perdesinde karar verir. Makâma bağlı terkîb; Bûselik-Aşîrânı’dır.
Zengûle
Seyrine dügâh perdesinden başlar. Zengûle perdesiyle nerm uzzâle dek indikten sonra aynı yolla dügâha gelir ve karar verir. Bu makamın terkîb meydana getirebilme hükmü yoktur. Kendi perdesinden tizlere çıktığında bütün terkîbleri Uzzâl makamının hükmüne girer. Daha tîzlere çıkınca da bütün terkîbleri Şehnâz makamına bağlanır.
Mürekkeb Makamlar
Kantemiroğlu’nda diğer bir sınıf Mürekkeb makamlardır. Bu makamlar; nîm perdelerle oluşturulan iki, üç veya dört Müfred makamın birleşmesiyle meydana gelmektedir. Mürekkeb makamların kendilerine has başlangıç ve karar sesi yoktur. Bir makama ait başlangıç sesiyle girerler ve yine başka bir makama ait karar sesiyle seyirlerini bitirirler. Bazıları seyrin ortasında bir veya daha fazla makam veya terkîbin seslerini de dahil ederler. Mürekkeb makamlar beş adettir. Bunlar; Sünbüle, Mâhûr, Pencgâh, Nikrîz ve Nişâbûr’dur. Aralarından Mâhûr, Pencgâh ve Nikrîz, karar yerleri itibariyle Râst makamına, Sünbüle ise Uşşâk makamına bağlıdır. Nişâbûr, seyrine dahil ettiği nîm perdelere ait hiçbir makamla uyuşmaz. Sadece üç makamın nîm perdesini kullanır.
Sünbüle
Üç nîm perde kullanır. Bunlar; sünbüle, acem ve sabâdır. Başlangıcı; Muhayyer, ortası; Acem ve sonu Sabâ makamıdır.
Mâhûr
İki nîm perde ve bir tam perdeyle oluşturulur. Bunlar; mâhûr, bûselik ve râsttır. Dikkat edilirse Kantemiroğlu burada Sünbüle makamı tarifinde yaptığının aksine kararı, bir müfred makam ismiyle tanımlamamıştır. Buna sebep, Kantemiroğlu ortamında bûselik perdesiyle râst perdesine inen müfred makamın olmamasıdır. Böyle bir karar şekli aynı asırda Tanbûrî Küçük Artin’de Mâhûrek (Popescu-Judetz, 2002, s. 32), sonraki dönemde Abdülbâkî Dede’de ise Sûz-i Dilârâ (Başer, 2013, s. 119-121) makâmında bulunmaktadır.
Pencgâh
Eski ve yeniye göre olmak üzere iki türlü açıklanmaktadır. Eski tarife göre (Kavl-i Atîk); Nevâ ile Râst makamlarının birleşmesiyle oluşur. Kantemiroğlu’na göre bu birleşimin Râst makamından ayırt edilebilmesi güçtür. Yeni tarife göre ise (Kavl-i Cedîd) Râst nağmesi içinde nişâbûr ve uzzâl perdesi kullanılır. Aynı perdelerle râsta gelinerek karar verilir.
Nikrîz
Uzzâl ve Râst makamlarının birleşmesiyle oluşur.
Nişâbûr
Üç nîm perdeden meydana gelir. Bunlar; acem, uzzâl ve bûseliktir. Kararı bakımından hiçbir makamla uyuşmadığı gibi kendini oluşturan üç nîm perdenin makamıyla da uyuşmaz. Yani seyrinde ne Acem ne Uzzâl ne de Bûselik makamı vardır.
Diğer Makamlar
Kantemiroğlu iki ana sınıfın dışında üç sınıf daha oluşturmuştur:
1. Görünüşte Makamlar (Sûretâ)
2. İsmi Olup Cismi Olmayan Makamlar (Mevcûdü’l İsm, Ma’dûmi’l Cism)
3. Terkîbler
Sûretâ Makamlar
Başka bir makamın suretine girerler. Suretine girdiği makamın perdelerini kullanarak başka bir makam icra ederler. Böyle bir durumda dinleyenler hangi makamın icra edildiğini anlayamazlar. Bu makamlar iki adettir: Bestenigâr ve Zîr-efgend.
Bestenigâr
Bu dönemde makamın karar perdesiyle ilgili tartışmaların olduğu anlaşılıyor. Birinci görüşte seyir gerdâniyyeden başlar tam perdelerle nerme inilerek segâh perdesinde karar verilir. Bu tarifteki karar seyri Abdülbâkî Dede’nin Bestenigâr-ı Kadîm adını koyduğu seyirle benzerlik göstermektedir. Dede’nin tarifine göre Bestenigâr-ı Kadîm; Isfahân başlar ve segâh perdesinde karar verir. (Başer, 2013, s. 177) İkinci görüş ise makamın çargâhdan başlayıp ırâk perdesinde karar vermesidir. Kantemiroğlu’na göre bu makam, ister segâh ister ırâk perdesinde karar versin, Hisâr makamına benzemektedir. Kantemiroğlu ayrıca bunun Segâh makamına tâbî olduğunu Segâh makamını açıklarken yazmıştır.
Zîrefgend
Bu makam da iki türlü açıklanmaktadır. İlkinde; makam seyrine muhayyerden başlar, tam perdelerle çargâha gelir, bûselik perdesine bastıktan sonra bir anda râst perdesine atlar ve ırâk perdesiyle aşîrâna gelerek orada karar kılar. Bu seyrin Bûselik-Aşîrân’dan farkı; bûselik perdesinden bir anda râst perdesine atlamasıdır. Yani dügâh perdesi kullanılmaz. İkincisinde; makam seyrine tîz hüseynîden başlar, sünbüle perdesini de kullanarak gerdâniyye perdesine iner, acem perdesini kullanarak dügâh perdesine tam perdelerle gelir ve orada karar verir. Bu seyir de Sünbüle’ye yakındır.
İsmi Olup Cismi Olmayan Makamlar
İsmi olup cismi olmayan makamların, farklı bir ismi olmasına rağmen kendilerine mahsus bir perdesi yoktur. Ancak ses hareketiyle ayırt edilebilmektedir. Kendilerinin ne belirli bir yeri ne ses alanı ne de bir nağmesi vardır. Başka bir makamın kılığına bürünmüştür. Bu sınıfında sadece bir isim bulunmaktadır. Adı, Rehâvî’dir.
Rehâvî
Seyrine râst perdesinden başlar. Râst makamı gibi hareket eder ve karar verir. Farklı olarak yegâh perdesine atlayışlar yapar ve zengûle perdesini kullanır. Tîzlerde nevâ perdesinde kalışlar yapar ve nevâ-gerdâniyye atlamaları yapar. Tîz nevâ’ya kadar seyri genişletir ve aynı yoldan geri dönerek râst’da karar verir. Trompet nağmesini taklit eden bir Râst makamıdır.
Terkîbler
Kantemiroğlu’na göre terkîb, birkaç perde üzerinde gezinip birkaç makama uğranıldıktan sonra bu makamların birinin karar perdesinde kalınmasıdır. Kantemiroğlu, terkîblerin her birinin, bir makama ait veya tâbî olduğunu yazsa da kullandıkları perde veya karar yeri bakımından bir terkîbi farklı makamlara da tabi kılmaktadır. Çünkü bir veya birkaç makamın hükmü çerçevesindeki perdeleri kullanır. Tariflere dikkatle bakıldığında her bir terkîb oluşumunda; bir veya birkaç makamın perdelerinin kullanıldığını ya da bir makamın başka bir perdede karar verdiğini anlarız. Bu sebeple tekîblerin sonu yoktur. Pek çok birleşimi meydana getirebilirler. Aslında terkîblerin mürekkeb makamlardan pek bir farkı yoktur. Zaten sonraki dönemde karşımıza çıkan Abdülbâkî Dede’de bunların bazıları makam sınıfına ve makamların dışında kalan diğer bütün seyirleri “Terkîbât” sınıfına alınmıştır.
Kantemiroğlu’na göre makam namı ile bilinen terkîblerin çoğu iki karargâha sahip makamlardan meydana gelmiştir. Bu sebeple makam olarak isimlendirilmeleri yaygın yanlışlardandır. Bunlar makam olarak bilinen fakat asılda terkîb sınıfında olan isimlerdir. Terkîbler 20 adettir. Bunlar; Isfahân, Büzürg, Hicâz, Geveşt, Selmek, Mâye, Acem Aşîrânı, Bûselik Aşîrânı, Hüzzâm, Nihâvend, Nühüft, Horâsânî Hüseynî, Hûzî Bûselik, Râhatü’l-ervâh, Rûy-i Irâk, Muhâlif-i Irâk, Sultânî Irâk, Arazbâr ve Baba Tâhir. Bunun dışında pek çok terkîb vardır. Fakat çoğu kullanılmamaktadır. Aralarında bilinip de eser yazılmamış olan üç terkîb daha vardır. Bunlar; Kûçek, Müberka’a, Karcığar, Hümâyûn, Nevâî Aşîrân ve Beste-Isfahân’dır.
Kantemiroğlu, kitabında terkîblerle ilgili önemli bir açıklama yaparak terkîblerin tarifi hakkında; hânende ve sâzendeler arasında fikir ayrılığı, tartışma ve tereddüt olduğunu, farklı zamanlarda yapılan tariflerin de birbirini tutmadığını belirtmiştir. Bu sebeple Kantemiroğlu, her bir edvârı incelediğini, edvardan anlayan, edvâr sahibi kimselerle sürekli görüştüğünü ve uygun haliyle açıkladığını ifade etmiştir.
Irâk Makâmına Bağlı Terkîbler
Râhatü’l-ervâh
Seyre evc perdesinden başlar. Hicâz gibi uzzâl perdesiyle aşağı iner ve râst perdesinde biraz kalır. Dügâh ve segâh perdelerine çıktıktan sonra dügâha gelir ve ırâk perdesine inerek orada karar verir.
Rû-yi Irâk
Seyre segâh perdesinden başlar. Segâh makamı gibi hareket ettikten sonra tam perdelerle ırâk perdesine gelir ve orada karar verir.
Muhâlif-i Irâk
Sabâ makamı gibi hareket eder ve ırâk perdesinde karar verir.
Sultânî Irâk
Isfahân ile seyrine başlar. Tam perdelerle ırâk perdesine geldikten sonra yine tam perdelerle dügâha çıkar ve orada karar verir.
Bunların dışında kullanılmayan terkîblerden; Zîrkeş Hâverân (Dilkeşhâverân), Beste-Isfahân ve Mûsikâr da Irâk makamına bağlıdır.
Râst Makamına Bağlı Terkîbler
Büzürg
Seyrine bûselik perdesinden başlar, dügâha ve aşîrâna iner oradan geri döner ve rehâvî (geveşt) perdesini kullanarak râst perdesinde karar verir.
Selmek
Seyrine nevâ perdesinden başlar. Tam perdelerle râst perdesine gelerek burada karar verir. Seyirde ayrıca uzzâl ve mâhûr nîm perdelerini kullanır.
Nihâvend
Nihâvend her ne kadar Kürdî makamının terkîbi olarak anlatılsa da Râst makamı bahsinde Râst makamına tâbî olan terkîbler arasında da adı geçmektedir. Seyre Kürdî makamıyla başlar ve râst perdesine gelerek orada karar verir.
Bunların dışında kullanılmayan terkîblerden; Sâzkâr, Türkî Hicâz, Bayâtî-Hisâr da Râst makamına bağlıdırlar.
Dügâh (Uşşâk) Makamına Bağlı Terkîbler
Isfahân
Hüseynî gibi başlar, acem perdesini de kullandıktan sonra hüseynî, nevâ ve hicâz veya uzzâl perdesiyle segâha gelir. Çargâh ve sabâ perdelerini kullandıktan sonra Sabâ nağmesiyle karara varır.
Hicâz
Seyrine nevâ perdesinden başlar ve Uzzâl gibi gezinir. Tîzlerde Uzzâl’den farklı olarak acem perdesini kullanır. En sonunda Uzzâl gibi dügâhda karar verir.
Mâye
Seyrine râst perdesinden başlar. Nihâvend (dik kürdî) perdesiyle segâha gelir. Tîzlere doğru Segâh makamı gibi hareket eder ve aynı yoldan dönerek dügâh perdesinde karar verir.
Baba Tâhir
Seyrine muhayyer perdesinden başlar. Muhayyer nağmesini duyurduktan sonra bayâtî perdesiyle nevâya gelir. Bayâtî makamını duyurur ve tam perdelerle dügâha gelerek orada karar verir.
Arazbâr
Seyrine gerdâniyye perdesinden başlar. Gerdâniyye makamı gibi inerken acem ve bayâtî perdelerini okşar ve segâh perdesine gelir. Burada biraz kaldıktan sonra dügâh ile râst perdesine iner ve en sonunda Bayâtî gibi dügâhda karar verir.
Kantemiroğlu Dügâh’a bağlı kullanılan terkîbler arasında Vech-i Hüseynî ve Sutânî Irâk isimlerini de saymıştır. Vech-i Hüseynî’nin tarifini kendi vermemiş, eski edvârlara göre yazmıştır. Sultânî Irâk’ı ise aynı zamanda Irâk makamına bağlı terkîbler arasında saymıştır.
Vech-i Hüseynî
Hüseynî gibi hareket edip Acem gibi karâr verir.
Bunların dışında kullanılmayan terkîblerden; Kûçek, Nevrûz, Hisârek, Nevrûz-ı Rûmî, Sipihr, Rekb, Nihâvend-i Rûmî, Muhâlifek, Gerdâniyye-Bûselik, Nevâî Uşşâk, Zâvil, Nevâ-yı Acem, Hicâz-ı Muhâlif, Çargâh-ı Acem, Hûzî ve Gül’izâr’ın da Dügâh’a bağlıdır. Kantemiroğlu bu isimler arasında Zîrefkend’i de yazmıştır. Fakat aynı ismin sûretâ makamların arasında da geçtiği hatırlanmalıdır.
Segâh Makamına Bağlı Terkîbler
Mâye
Yukarıda açıklamasını verdiğimiz terkîbin hem Dügâh’a hem de Segâh’a bağlı olduğu yazılmıştır.
Geveşt
Seyrine evc perdesinden başlar. Hüseynî ve nevâ perdesine geldikten sonra uzzâl (hicâz) ile segâh perdesine gelir nihâvend (dik kürdî) perdesini alarak râsta gelir ve aynı yoldan segâha çıkarak karar verir.
Çargâh Makamına Bağlı Terkîbler
Kantemiroğlu’na göre bu makama bağlanan terkîb yoktur. Fakat Nihâvend-i Sagîr’in çargâh perdesinde kalındığının söylendiğini yazar.
Nevâ Makamına Bağlı Terkîbler
Nühüft
Üç farklı tarif verilmiştir. Birinci tarif Hanende Receb ve Itrî’nindir. Nevâ makamıyla başlar ve aşîrân perdesinde karar verir. İkinci tarif, Neyzen Ali Hoca ve Tanbûrî Mehmed Çelebi’ye aittir. Seyre nevâ perdesinden başlar, râst perdesini doyurucu bir şekilde duyurduktan sonra aşîrân perdesinde karar verir. Üçüncü tarif ise Tanbûrî Koca Angeli ve Tanbûrî Çelebi’nin tarifidir. Seyre nevâ perdesinden başlar, buselik perdesiyle dügâha iner ve oradan aşîrâna gelerek karar verir. Kantemiroğlu’na göre doğru tarif ikincisidir. Çünkü birincisi Nevâ-Aşîrânı, üçüncüsü ise Bûselik-Aşîrânı terkîbleridir.
Kantemiroğlu, kendi zamanındaki mûsikîşinasların Nühüft’ü Nevâ makamının aşîrân perdesinde karar veren bir terkîb olarak gördüğünü fakat kendisinin buna katılmadığını, Nevâ’nın aşîrânda karar vermesiyle Nevâ Aşîrânı’nın oluştuğunu belirtmektedir.
Nevâ’ya bağlı kullanılan terkîbler arasında saydığı; Arazbâr ve Baba Tâhir’i aynı zamanda Dügâh’a bağlı terkîbler arasında da saymıştır. Bunun yanında Gerdâniyye ismini de vermiştir. Fakat Gerdâniyye’yi Müfred makam sınıfında verdiğini hatırlatalım.
Bunların dışında kullanılmayan terkîblerden; Nevâ Aşîrân, Nevâî Uşşâk ve Sultânî Nevâ da Nevâ makamına bağlı terkîblerdir.
Hüseynî Makamına Bağlı Terkîbler
Kantemiroğlu’na göre bütün makam ve terkîbleri kendine bağlamaktadır.
Horâsânî Hüseynî
Seyre hüseynî perdesinden başlar. Tam perdelerle râst perdesine gelir ve Isfahân nağmelerini kullandıktan sonra çargâha ve dügâha gelir, orada karar verir.
Hûzî-Bûselik
Seyre hüseynî perdesinden başlar. Hüseynî makamını tamamen duyurduktan sonra buselik perdesiyle aşîrâna gelir ve orada karar verir. Kantemiroğlu her ne kadar bu terkîbin bağlı bulunduğu makamı yazmasa da kullanılan 20 terkîbin içinde yer vermiştir. Kantemiroğlu düşüncesine göre terkîbin Hüseynî makamına bağlı olduğu yazılabilir.
Bunun dışında kullanılmayan terkîblerden; Kûçek, Vech-i Hüseynî, Necd-i Hüseynî ve Şirâz, Hüseynî makamına tâbîdirler. Bunlar arasında adı geçen Vech-i Hüseynî ise aynı zamanda Dügâh makamına bağlı terkîbler arasındadır. Kantemiroğlu yanlışlıkla olsa gerek Vech-i Hüseynî’yi Dügâh makamı tarifinde kullanılan terkîbler arasında sayarken Hüseynî tarifinde kullanılmayan terkîbler arasında saymaktadır.
Evc Makamına Bağlı Terkîbler
Bağlı terkîb yoktur. Sadece seyrinde Hicâz seslerini kullanırsa Râhatü’l-ervâh’a dönüşeceği belirtilmiştir.
Gerdâniyye Makamına Bağlı Terkîbler
Bağlı terkîb yoktur.
Muhayyer Makamına Bağlı Terkîbler
Bağlı terkîb yoktur.
Kürdî Makamına Bağlı Terkîbler
Râst makamına bağlı olarak saydığı terkîbler arasındaki Nihâvend’i burada da zikretmiştir.
Sabâ Makamına Bağlı Terkîbler
Dügâh makamına bağlı olarak saydığı terkîbler arasındaki Isfahân’ı burada da zikretmiştir. Kullanılmayan terkîblerden; Nigâr, Zîrkeşîde, Zemzeme ve Hümâyûn da eski kitaplardaki tarife göre Sabâ makamına uygunlardır.
Bayâtî Makamına Bağlı Terkîbler
Bağlı terkîb yoktur.
Acem Makamına Bağlı Terkîbler
Acem-Aşîrânı
Acem makamının terkîbidir. Acem makamı gibi hareket eder ve acem-aşîrânı perdesinde karar verir.
Şehnâz Makamına Bağlı Terkîbler
Bağlı terkîb yoktur.
Hisâr Makamına Bağlı Terkîbler
Bağlı terkîb yoktur.
Uzzâl Makamına Bağlı Terkîbler
Dügâh makamına bağlı olarak saydığı terkîbler arasındaki Hicâz’ı ve Isfahân’ı burada da zikretmiştir. Şehnâz ve Zengûle makamları da Uzzâl makamına akrabadırlar. Bunların dışında kullanılmayan terkîblerden; Nevrûz, Türkî Hicâz ve Nevrûz-ı Rûmî (ilk hareketi sebebiyle), Hüzzâm, Zemzeme, Nihâvend-i Kebîr (başlangıç sesi sebebiyle), Bahr-i Nâzik, Hicâz-ı Muhâlif (ilk hareketi sebebiyle) ve Mûsikâr (başlangıç sesi sebebiyle) Uzzâl makamına tâbîdirler. Bu isimler arasında Hüzzâm’ı saysa da Hüzzâm’ın kullanılan 20 terkîbin arasında da sayıldığını hatırlatalım.
Hüzzâm
Seyrine Hicâz gibi başlar. Yani nevâ perdesinden hareket eder, hüseynî ve acem perdelerine çıkar, aynı yoldan nevâya gelir. En sonunda uzzâl (hicâz) perdesine gelerek orada karar verir. Terkîbler arasında nîm perdede karar veren tek terkîbdir. Bu tarif Abdülbâkî Dede’de Hüzzâm-ı Kadîm (Başer, 2013, s. 159) ismi altında yazılmaktadır.
Bûselik Makamına Bağlı Terkîbler
Bûselik-Aşîrânı
Bûselik makamının terkîbidir. Bûselik gibi hareket eder ve en sonunda aşîrân perdesinde karar verir.
Zengûle Makamına Bağlı Terkîbler
Bağlı terkîb yoktur. Kendi perdesinden yukarı çıkınca bütün terkîbler Uzzâl’e, uzzâlden daha yukarı çıktığında bütün terkîbleri Şehnâz makamına bağlanmaktadır.
Şed Makamlar
Şed makamlar Kantemiroğlu’na göre hususi bir makam değildir. Bir makamda bestelenmiş bir eserin, bulunduğu perdeden dört perde yukarıda veya aşağıda çalınmasına şedd denir. Kantemiroğlu’na göre nerm perdelerde dört adet şedd yapılabilmektedir. Aşîrân ile dügâh, ırâk ile segâh, râst ile çargâh ve dügâh ile hüseynî perdeleri birbirlerinin şeddi olabilir. Burada dikkat edilirse dügâh ile nevâ birbirlerinin şeddleri olması gerekirken dügâh ile hüseynî eşlenmiştir. Yani diğerlerinde tam dörtlü bir aralık varken buradaki aralık tam beşlidir. Bunun sebebi şudur; Kantemiroğlu, perdelerin kutbu olarak dügâh perdesini seçmiştir. Yegâhdan dügâha beş perde dügâhdan hüseynîye beş perde sayılmaktadır. Yegâh perdesi sazın sadece âhenk perdesidir ve hesaplamaya katılmaz. Bu düşünceye göre nevâ perdesi de yegâh perdesi gibi dikkate alınmaz ve dügâhın şedd yolu hüseynî perdesine aktarılmış olur.
Tîz perdeler arasında da üç şedd olabilmektedir. Buna göre; evc ile segâh, gerdâniyye ile çargâh ve muhayyer ile nevâ perdeleri birbirlerinin şeddi olabilirler.
Makam sahibi nîm perdeler de altındaki veya üstündeki dördüncü perdeye göçürülebilmektedir. Nihâvend ile acem, sabâ ile şehnâz, uzzâl ile şehnâz, acem ile bûselik ve uzzâl ile zengûle arasında şedd yapılabilir.
Bunların dışında acem-aşîrânın yegâh, râstın aşîrân, dügâhın ırâk, nihâvendin râst, çargâhın dügâh, nevânın segâh, bayâtînin çargâh, acemin nevâ, gerdâniyyenin hüseynî, muhayyerin evc, sünbülenin gerdâniyye ve tîz çargâhın muhayyer olmasıyla başka bir şedden bahseden Kantemiroğlu, sazendelerin buna isim koyamadıklarını belirtmiştir.
Kantemiroğlu’nun bahsettiği şeddler asılda “Âhenk” tir. Dikkat edilecek olursa bir perdenin tizdeki dördüncü perdesi aynı zamanda nermdeki beşinci perdesidir. Dügâh’ı aşîrânda icra etmek; Kız âhenge, Aşîrân’ı dügâhdan icra etmek ise Mansûr âhenge denk gelmektedir. Bunların dışında sazendelerin isim koyamadığı âhenk ise Müstahsen’dir.
Dipnotlar
Nerm Farsça bir kelimedir. Anlamı “yumuşak” veya “gevşek”dir. (Devellioğlu, 1993, s. 822) Kantemiroğlu’nda da bu ifade kullanılır. XIX. asırda Abdülbâkî Dede zamanında nerm perine “pes”, XX. asırdan itibaren nerm sesler için “kaba” terimi kullanılmaya başlanmıştır. Biz bu çalışmada kendi ifadelerimiz arasında; bir perdeden daha aşağı perdelere “nerm” ve bir sesin nerme doğru küçük değişimine “pest” yazacağız. Aynı durum “tîz” ve “dik” terimleri için de geçerlidir. Bir perdeden daha yukarı olan perdelere “tiz”, bir perdenin tîze doğru küçük değişimine “dik” yazacağız.
Günümüzde her nedense aralıkların her biri “koma” denilen birimle ifade edilmektedir. Tanîni=9, Büyük Mücenneb=8, Küçük Mücenneb=5, Bakıyye=4, Fazla=1 gibi. Unutmamak gerekir ki bu değerler ve böyle bir dağılım, Arel’e kadar ve Arel’de dahil olmak üzere hiçbir kitapta verilmemiştir. Asılda; Mücenneb, Bakıyye ve Fazla aralıklarının oranları sabit değildir. Ezgiye göre değişiklik göstermektedirler.
Portede, pestlik ve dikliğin daha iyi anlaşılması için farklı değiştirici işaretler kullanılmıştır. Buna göre aşağı ok; diyez veya bemolde daha pest bir yeri, yukarı ok ise diyez veya bemolde daha dik bir yeri temsil etmektedir.
Kantemiroğlu kısa bir açıklama yaparak; yalnız Nihâvend-i Sagîr’in çargâh perdesinde kaldığının söylediğini belirtmiştir.
Kaynakça
Arel, H. S. (1993). Türk Mûsikîsi Nazariyâtı Dersleri. (O. Akdoğu, Dü.) Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.
Başer, F. A. (2013). Türk Musikisinde Abdülbâkî Nâsır Dede. İstanbul: Fatih Üniversitesi Yayınları.
Devellioğlu, F. (1993). Osmanlıca - Türkçe Ansiklopedik Lûgat. Ankara: Aydın Kitabevi.
Popescu-Judetz, E. (2002). Tanbûrî Küçük Artin. İstanbul: Pan Yayıncılık.
Tura, Y. (2001). Kantemiroğlu Kitâbu İlmi’l-mûsikî alâ vechi’l-Hurûfat. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.



